22 Aralık 2014 Pazartesi

Bir Tel Saç Anısına

Gitmek istiyordu adam. Belli ki çok acelesi vardı.  Dişlerini alelacele fırçalarken bile aklında gecenin izlerini silmek vardı. Birazdan çıkacağım diyordu kendi kendine. Birazdan çıkacaktı. Soğuk sabah ayazı onu kucaklarken aklındaki her şeyi temizlemeye çalışacaktı besbelli. Evde kendisi dışında olan birini düşündü.  Ellerini bacakları arasında birleştirmiş, gecenin ardından rimelleri akmış bir kadın. Sessiz. Aklında onlarca soru olan; korkak. Biliyordu. Adam birazdan gidecekti; arkasına bile bakmadan. Ne olduğunu düşünüyordu umutsuzca. Dilinin ucunda o klasik sözler vardı ama dinlemeyeceğini bildiğinden vazgeçti. Sustu. Derin bir sessizliğe büründü ev.

Nihayet banyonun kapısı açıldı, adam dışarı çıktı. Kadın ise oturduğu yerden kalkmadan kapının sesini dinliyordu. Kapıda belirerek ona sarılmak ve gitme diye yalvarmak istedi. Yapamadı. Klasik bir kuralı vardı evrenin; gidene kal denilmezdi hele ki giden kararlıysa gitmekte. Adam evin koridorunda ilerlerken kadın da ayaklanmıştı. Bir gece öncesinde sarılarak uyudukları odaya bakıyordu adam içeri geldiğinde.  Kadının yüzüne bakarak ne oldu dercesine başını salladı. Kadın ne derse desin adam için tüm bu sözcükler anlamsızdı. Biliyordu. Yine de. Yine de konuşmak istiyordu besbelli ama yapamadı ve odadan çıkarak adamı odada yalnız bıraktı.  Banyoya gitti, onun içinde kendisinin olmadığı ve asla olamayacağı gözlerinden kaçmak için. Ellerini lavabo mermerinin iki yanına koyup lavaboya doğru eğildiğinde sol tarafta bir şey gözüne ilişti.

Lavabonun kenarına terk edilmiş bir tel saç. Onun saçı dedi kendi kendine. Heyecanlanmıştı. Nefes alışı düzensizleşmiş, geceden beri en derine gömmeye çalıştığı gözyaşları birer birer inmeye başlamıştı. Bir tel saç diyordu kendi kendine. Bir tel saç. Parmaklarının arasındaki saça baktı. Alelacele banyodan çıktı.  Onu biraz daha görmek istiyordu, Hem adam her ne kadar evin demirbaşı olsa da misafirdi. Parmaklarının arasındaki saçla odaya geldi. Sanki bir sırrı saklıyor gibiydi bir suç işlemişti sanki. Saçı koltuğun üzerine bırakarak adamın yanına gitti.  Montunu giymişti çoktan, tekrar saçlarını düzeltiyordu. Birazdan çantasını sırtına takıp evden ve kadından olabildiğince uzaklaşacaktı .Kadınsa çaresizce izliyordu sevdiği adamın gidişini..

Bir hayalin ardından uyanmıştı, gece çoktan bitmiş geceden daha karanlık bir gün daha başlamıştı. Birazdan sevdiği gidecek ve yalnızca arkasından bakmakla yetinecekti. Boğazında binlerce sözcük düğümlenmişti. Yıllarca içinde biriktirdiği duygular bir gecede ortaya çıkmış; birkaç kadeh şarabın ardından dile gelmişti. Uzun ve yorucu bir sessizliğin ardından geçen yılların acısını çıkarmak istercesine sımsıkı sarılmışlardı birbirlerine.

        Peki ya şimdi ne olmuştu? Yapabileceğim tek şey bu diyerek ona o en güzel sarılmayı ve ilk öpücüğü hediye eden adam arkasına bile bakmadan gidiyordu. Onun için yazdığı birkaç satırı, terk edilmiş bir tel saçı, dudak izleri ile dolu yalnız bir kadehi ardında bırakarak. Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı bir güne doğru….


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder