3 Ağustos 2012 Cuma

Tanrıça

Little Girl Blue... Blues tanrıçasının en sevdiğim şarkılarından biri.Bir nevi Janis 'in kısa bir otobiyografisi..Yalnız mutsuz küçük bir kız çocuğu ...Elinden tek gelen şey kendine sığınmak ; ağlayacak bir omuz özlemiyle gözyaşlarını yanaklarından uzak dehlizlere sürüklemek...Yalnızlığın düşüncesi bile korkuturken insanları o yalnızlığıyla yaşamış..Yalnızlığıyla güçlenmiş ;kendi içindeki ilahı yüceltmiş ...Şarkılarıyla kucaklamış kendisini eroinin bile yetmediği zamanlarda...

Düşünüyorum da onun gibi olmak isterdim ..Belki o zaman varlığımın bir anlamı olduğunu keşfedebilirdim . Saçmalıyorum belki de  çünkü her insan bir amaç üzerine dünyaya gelir. Tanrı inancım pek sağlam değildir. Nedenini pek sorgulamadım  fakat yokluğunu ispatlayacak cür'ette bulunamam. Tırsmakla alakalı bir şey değil bu. İnsanlar kendisinden daha kuvvetli bir şeye sığınmak isterler burada dinler devreye girer. İnandıkları şey için çoğu zaman canlarını ortaya koyarlar...Açıkçası imrenilecek bir şey bu ..Ne yazık ki ben yapamadım..

Janis'den konu nerelere geldi. Şimdiden söyleyeyim benim net olarak bir çizgim yoktur o yüzden her şeyden bir parça bulabilirsin. Özü korumaya çalışırım elimden geldikçe en azından çabalarım bunun için. Düşüncelerimi belli kalıplara sokamıyorum çoğu zaman öyle yerlerden dolaşarak geliyorlar ki beraberinde getirdiklerini ayıklarsam özüne zarar vereceğimden korkuyorum. Bu yüzden de her şeyden bir parça koymayı tercih ediyorum.

Yazımı yazarken Janis Joplin çalıyor " Cry Baby" .Tahminen 3 yıl oldu Janis dinlemeye başlayalı..İlk olarak ne zaman dinlediğimi hatırlamıyorum .Benim için her daim özel olacak biri dinletmişti bu muhteşem kadını..Sanırım ilk dinlediğim şarkısı Maybe idi... Hemen sevdim .. Sesi o kadar derinden geliyordu ki kendi içimden bir kez daha kayboldum ..Sonra Little Girl Blue geldi..Benim kutsal şarkım... Kendimi en çok bu şarkıda buldum.. Küçük hüzünlü kız kimi zaman bendim kimi zaman Janis ...Ama asla Janis kadar muhteşem olamayacaktım..

Önceden kendini ifade etmekte güçlük çekmezdim ..Daha fazla okurdum , bir sürü sözcüklerim vardı .Küçük çocukların rengarenk bilyeleri onların en büyük hazinesi olduğu kadar sözcüklerim de benim en büyük hazinemdi. Kendimi onlar sayesinde parçalara bölüp serpiştirirdim dört bir tarafa ..Tıpkı bir puzzle gibi...Onlar sayesinde vardım sanırım...Şimdi ise kendimi kaybolmuş  hissediyorum...Elimde sönmek üzere olan ancak kendisini aydınlatmaya yetecek  bir mumla koskoca bir ışık huzmesi arıyorum belki de.. Belki de akıntıya doğru kürek çekiyorumdur kim bilir.. Sadece rahatlıyorum yazdıkça..Kendimi arıyorum her bir satırımla 

Janis ile başladım satırlarıma onun ile bitirmek isterim... Sadece onun sesiyle bir araya gelerek anlam kazanabildi çünkü sözcüklerim... Sadece onun buğulu sesi ruhumu açığa çıkartabildi... Bu yüzden ancak onunla tamamlayabilirim sözlerimi...


 

2 Ağustos 2012 Perşembe



Yazmayalı uzun zaman olmuş.Aslında yazabilecek bir şey bulamamaktan belki de bu . Şimdi bile kelime seçimim  çok zor. Ya ben aslında çok özledim ! Sesini ,gülüşünü her şeyini..Aslında içimde bir aşk benzeri bir  şey kalmadı artık.Yine de içimi kemiren şey şu: Alışkanlık . Benim sadık kaldığım giysilerim ,kitaplarım vardır.  Hele ki müzik. Yaşamımı ona adadım sanki .En sadık aşkım o benim.Yalnız kaldığım anda elimden tutan.

Ne acı ki hayatıma giren insanların sakin limanıydım ben.En zorlu denizlerden geçmişlerdi hepsi. Alabora olan teknelerinden binlerce kıymık yarasıyla sahilimde uyandılar o azgın fırtınadan sonra.Zordu o kıymıkların ardındakine ulaşmak .Kendini binlerce kilitle hapsetmiş kalbe can suyunu verip diriltmek..Zamanla hep daha fazlası istendi .Bir süre kendime verebileceğim bir şey kalmadı.

Evet hep yanlıştı seçimlerim .Bu sefer olsun diyerek kaç gece ağlayarak uyuduğumu ben bile unutmuşken yanlışların etrafımda olması üzücü .Ya da benim her zaman sepetten çürük elmayı seçme yeteneğim aşırı derecede fazla..