21 Kasım 2012 Çarşamba


İçimden yazmak geçerken bir türlü kelimelerle buluşamamak kötü..Tıpkı boğazında kocaman bir düğüm varken ağlayamamak gibi ..Canım yanıyor. O kadar yanıyor ki artık en azından ona karşı konuşamıyorum. Rahatsız edici biri oldum yine.Takıntılı güvensiz.. Belki de hep öyleydim .Bilmiyorum.  Belki de kendimi onun hayatında bir yere sığdıramıyorum. Çünkü yerimi göstermedi. Belki de yaptı kendince..Bilmiyorum ..

Bir şiiri vardı Nazım Ustanın " Herkes kendinden sorumludur aşkta/ Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller /koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu/eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne/yapabilirsin ki onun için?"

Kafa patlatmak anlamsız .Akışına bırakmak gerek.. Belki de bu halim bugüne kadar o olmazsa bu olur diye yaptığım tüm planları çöpe atıp sadece ona yöneldiğim için..Bilmiyorum .En iyisi kendimizi yine müziğe vermek .Hiç değilse kafamız dağılır...

8 Ekim 2012 Pazartesi

Diane Arbus'u bilen var mı ?Sanırım pek tanıyan çıkmaz.Ben söyleyeyim öyleyse. Diane Arbus;Amerikan tarihinin gelmiş geçmiş en ünlü fotoğraf sanatçılarından biridir kanımca.Hayatı ,çalışmaları ,türlü türlü teoriler üretilen ölümü ile adından çok söz ettirmiştir. Hayat hikayesi  bir kitaba ve Stevan Shainberg 'e ilham veren bu kadın çalışmalarında temel olarak tek bir şeyi ele almış denilebilir: Farklılık. 

"Normal"  tanımı dışındaki şeyleri kendi yorumuyla harmanlayarak bize yeniden tanıtır Diane Arbus. Devler ,cüceler ,siyam ikizleri, doğuştan veya sonradan bir uzvu esik olan insanlar,travestiler, bir doğum kusuru diye tanımlandırabilecek şeylerle dünyaya gelen insanlar.. Kısacası görünce başımızı çevirdiğimiz ,tiksintiyle baktığımız her şeyi kendi süzgecinden geçirerek yeniden dünyaya getirmiştir.Onlara karşı duyulan tüm ön yargılara rağmen onlara taptığını ifade eden Arbus çalışmalarında onları konu almıştır.

Açıkçası Stevan Shainberg 'in yönettiği Fur :An İmaginary Portrait of Diane Arbus filmini izleyinceye kadar bu kadından habersizdim.Uykumun bir türlü gelemediği bu gece tesadüfen onunla tanışmış oldum.İzlediğim film ardından onun ile ilgili okuduklarım ve çektiği fotoğraflar düşünmeye sevk etti. Sorgulamaya..Hayatı , düzeni her şeyi...

Bilindiği üzere adil bir dünyada yaşamıyoruz.Var olan şeyler bu dünyanın kurallarına göre tasarlanmış olsa da bu kurala ve işleyişe uygun olmayan ötekilerin de varlığını göz ardı etmemek de gerekir elbette. Çünkü hiçbirimiz bir fotokopi makinesinin bir ürünü değiliz. Birbirimizden çok ama çok farklıyız.Gerek fiziksel ,gerek düşünsel olarak  diğerlerinden ayrılıyoruz. Burada tahammül devreye giriyor. Farklılıkları kabul etme ve onlarla birlikte yaşama.

Her milletten ,her renkten,her düşünceden insanların bir arada olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Tabi bu işin temel yanı. Bunu özel kılan ise diğerleri :Ucube olarak tanımlandırılıp dışlananlar, engelliler, doğuştan doğal bir güzelliğe sahip olamayanlar, cinsel tercihi normal insandan farklı olanlar...Bu örnekler çoğaltılabilir. Tarih boyunca da böyleydi korkarım bundan sonra da böyle devam edecek. 

Önceden filmlerde izlediğim kadarıyla ucube olarak tanımlandırılıp dışlanan insanların sergilendiği sirkler kurulurmuş. Farklılıklar sergilenerek insanların meraklı bakışlarından para kazanılırmış . Normal hayatta sokağa çıkmaktan çekinen insanlar bu sayede kendi farklılıklarını başkalarına tanıtırmış. Ama bu sirkler dışında yine gizlenmeyi seçerlermiş.. Karanlıklar ardına saklanarak insanların yaralayıcı hareketlerinden kendilerini korumaya çalışırlarmış.

Zaman değişti. Fakat yalnızca takvim bazında değişen zaman; insanların ön yargılarına ,yaftalarına ,taa içlerinde sakladıkları iğrenme duygusuna uğramadı..Değişen ve gelişen tek şey teknoloji ve bilim oldu.İnsanlar diğerlerine benzemeye çalıştılar farklılıklarından kurtularak.Dışlanmamak ve kabul görmek adına kendilerinden vazgeçtiler. Ya da derin kuytulara attılar kendilerini. Saklandılar. 

Oysa doğanın bile eşit davrandığı bu dünyada bir insanın ne önemi vardı? Yağmur bile herkesi eşit ıslatıyorken farklılıkların ne önemi vardı ? Asıl fark olarak tanımlandırılan şey bedende miydi yoksa ruhun derinliklerinde,aklın bir köşesinde mi gizliydi. Bilmiyorum..Bildiğim tek şey var : Değişmek gerek..Barışmak. Önce kendimizle sonra diğer insanlarla,doğayla ,dünyayla.. Kural olarak önümüze sunulanları çöpe atarak kendi yolumuzu kendimiz çizmek..At gözlüklerinden kurtularak dünyanın her rengini görmek. Her rengiyle barışmak ..Kaynaşmak..Bir olmak.. Ancak böyle erişilebilir huzura.. Ancak böyle yaklaşılabilir sonsuz mutluluğa...

30 Eylül 2012 Pazar

Günler birbirini kovalarken çoğu zaman amacımı ,neden burada olduğumu unutuyorum. Bir amaç dahilinde geldiğime inandığım dünyada bir noktadan bile daha küçük ve değersiz olduğumu hissettiğim ve kendimi unuttuğum günlerin birindeyim yine . Elimi hatalarımla kirletiyorum yine .Gözyaşlarım öyle derinlerde çağlıyor ki dışarı çıkacak yer bulamıyorlar. Bunun içindir ki kimsenin işitemeyeceği sözcükler kusuyorum yine .

Hayaller doğuruyorum gecelerimde . Asla ete kemiğe bürünemeyecek ,asla büyüyemeyecek hayaller. Adsız ,yüzsüz adamlar..Seslerini sadece benim duyduğum adamlar.. Ne kadar tuhaf değil mi ? Evet evet belki de ben şizofrenim..Zaten hiçbir zaman normal olarak görmedim kendimi.Uçurumdan aşağı düşer gibi tepetaklak inen duygularımın içinde kayboluyorum çoğu zaman.Aynalarla bezeli bir odanın içindeyim çoğu zaman  .. Aynalar kimi zaman beni gösteriyor kimi zaman seni.. Aynaların hepsini kırsam belirecek misin karşımda? Yo yo .Biliyorum .Bunlar sadece aklımın bir oyunu bana. Sen yoksun ..En azından benim için. 

Klişeleri kenara atıp; ruhlarımızı yıkasak arınır mıyız kendimizden? Yitirdiklerimiz geri döner mi ? O boktan manasız hayata taze kan gelir mi ? Egolarımızdan sıyrılsak gerçek bene ulaşsak.Hani ütopya olarak nitelendirilen içimizdeki cevhere...Zümrüdüankamıza ulaşıp alevlerin içinde göğe ulaşabilir miyiz bu sayede ?

3 Eylül 2012 Pazartesi

Yine ben..Bir ay olmuş yazmayalı.Bir aydır yazacak bir şey bulamamak ürkütse de beni işin aslını bildiğim için susmanın daha doğru olduğu kanısındaydım.Neden bu oldu bilmiyorum aslında.Söylenecek o kadar şey varken birden susmak doğru mudur ? Susup iç sesimle baş başa kaldığımda bitmek bilmez münakaşalardan sıkılarak köşeme çekildim belki de.Belki de benmerkezci yazamadığımdandır suskunluğum.

Hayatım boyunca hayal kursam da gerçekçi olmayı en azından öyle görünmeye çalıştım.Aşılmayan duvarlarım arkasında hala tavşan delikleriyle ve uçsuz bucaksız tünellerle dolu bir diyar vardı.Her kapı başka bir diyara açılıyordu.Balonlar vardı gökyüzümde.Yaklaşan fırtınaya inat  hayallerim bir ipin ucunda bulutların arasında dolanıyordu....Ve sonra...Ve sonra saat on ikiyi vurunca hayallerim birer bal kabağına ,uçurtmalarım  ise devasa bir engereğin vücudunda birleşti..İşte o bendim..Asla ulaşamadığım ;devasa oluşundan korktuğum ben...

Yer ve zaman önemsiz aslında bu konularda.Belli bir başlangıç noktası aramak ise samanlıkta iğne aramak gibi.Aslında kendim ile ilgili konuşmak için yazmıyorum buraya.İnsanın kendisiyle mücadelesi aslında benim anlatmak istediğim.İnsanın kendi içindeki dalgalı denizleri dizginleyip bunu dış dünyaya da yansıtması..

Bir söz vardı :" Herkes kendi kapısının önünü temizlerse her yer tertemiz olur." diye.Bunu iç dünyaya da indirgemek gerek mesela..İnsan önce kendisinden başlamalı işe..Arındırmalı..Zor da olsa bunu yapmalı..Bu sayede egolarından ,küçük hesaplarından,yalanlarından arınır..Kendi paçasını  her zorlukta kurtarmak yerine başkalarını da düşünmeye başlar bu sayede..Belki de imkansızı istiyorum.Yine de ..Yine de o istenilenler gerçekleşseydi daha yaşanılır olmaz mıydı hayat?.


Sanırım yine saçmalamam tuttu... En iyisi şarkı paylaşıp kaçmak..Yazmaya uzun zaman ara verdikten sonra kelimelerin istenilen yöne doğru şekil alması hele bu saatte zor..O yüzden tadında bırakıp uyumak gerek..


3 Ağustos 2012 Cuma

Tanrıça

Little Girl Blue... Blues tanrıçasının en sevdiğim şarkılarından biri.Bir nevi Janis 'in kısa bir otobiyografisi..Yalnız mutsuz küçük bir kız çocuğu ...Elinden tek gelen şey kendine sığınmak ; ağlayacak bir omuz özlemiyle gözyaşlarını yanaklarından uzak dehlizlere sürüklemek...Yalnızlığın düşüncesi bile korkuturken insanları o yalnızlığıyla yaşamış..Yalnızlığıyla güçlenmiş ;kendi içindeki ilahı yüceltmiş ...Şarkılarıyla kucaklamış kendisini eroinin bile yetmediği zamanlarda...

Düşünüyorum da onun gibi olmak isterdim ..Belki o zaman varlığımın bir anlamı olduğunu keşfedebilirdim . Saçmalıyorum belki de  çünkü her insan bir amaç üzerine dünyaya gelir. Tanrı inancım pek sağlam değildir. Nedenini pek sorgulamadım  fakat yokluğunu ispatlayacak cür'ette bulunamam. Tırsmakla alakalı bir şey değil bu. İnsanlar kendisinden daha kuvvetli bir şeye sığınmak isterler burada dinler devreye girer. İnandıkları şey için çoğu zaman canlarını ortaya koyarlar...Açıkçası imrenilecek bir şey bu ..Ne yazık ki ben yapamadım..

Janis'den konu nerelere geldi. Şimdiden söyleyeyim benim net olarak bir çizgim yoktur o yüzden her şeyden bir parça bulabilirsin. Özü korumaya çalışırım elimden geldikçe en azından çabalarım bunun için. Düşüncelerimi belli kalıplara sokamıyorum çoğu zaman öyle yerlerden dolaşarak geliyorlar ki beraberinde getirdiklerini ayıklarsam özüne zarar vereceğimden korkuyorum. Bu yüzden de her şeyden bir parça koymayı tercih ediyorum.

Yazımı yazarken Janis Joplin çalıyor " Cry Baby" .Tahminen 3 yıl oldu Janis dinlemeye başlayalı..İlk olarak ne zaman dinlediğimi hatırlamıyorum .Benim için her daim özel olacak biri dinletmişti bu muhteşem kadını..Sanırım ilk dinlediğim şarkısı Maybe idi... Hemen sevdim .. Sesi o kadar derinden geliyordu ki kendi içimden bir kez daha kayboldum ..Sonra Little Girl Blue geldi..Benim kutsal şarkım... Kendimi en çok bu şarkıda buldum.. Küçük hüzünlü kız kimi zaman bendim kimi zaman Janis ...Ama asla Janis kadar muhteşem olamayacaktım..

Önceden kendini ifade etmekte güçlük çekmezdim ..Daha fazla okurdum , bir sürü sözcüklerim vardı .Küçük çocukların rengarenk bilyeleri onların en büyük hazinesi olduğu kadar sözcüklerim de benim en büyük hazinemdi. Kendimi onlar sayesinde parçalara bölüp serpiştirirdim dört bir tarafa ..Tıpkı bir puzzle gibi...Onlar sayesinde vardım sanırım...Şimdi ise kendimi kaybolmuş  hissediyorum...Elimde sönmek üzere olan ancak kendisini aydınlatmaya yetecek  bir mumla koskoca bir ışık huzmesi arıyorum belki de.. Belki de akıntıya doğru kürek çekiyorumdur kim bilir.. Sadece rahatlıyorum yazdıkça..Kendimi arıyorum her bir satırımla 

Janis ile başladım satırlarıma onun ile bitirmek isterim... Sadece onun sesiyle bir araya gelerek anlam kazanabildi çünkü sözcüklerim... Sadece onun buğulu sesi ruhumu açığa çıkartabildi... Bu yüzden ancak onunla tamamlayabilirim sözlerimi...


 

2 Ağustos 2012 Perşembe



Yazmayalı uzun zaman olmuş.Aslında yazabilecek bir şey bulamamaktan belki de bu . Şimdi bile kelime seçimim  çok zor. Ya ben aslında çok özledim ! Sesini ,gülüşünü her şeyini..Aslında içimde bir aşk benzeri bir  şey kalmadı artık.Yine de içimi kemiren şey şu: Alışkanlık . Benim sadık kaldığım giysilerim ,kitaplarım vardır.  Hele ki müzik. Yaşamımı ona adadım sanki .En sadık aşkım o benim.Yalnız kaldığım anda elimden tutan.

Ne acı ki hayatıma giren insanların sakin limanıydım ben.En zorlu denizlerden geçmişlerdi hepsi. Alabora olan teknelerinden binlerce kıymık yarasıyla sahilimde uyandılar o azgın fırtınadan sonra.Zordu o kıymıkların ardındakine ulaşmak .Kendini binlerce kilitle hapsetmiş kalbe can suyunu verip diriltmek..Zamanla hep daha fazlası istendi .Bir süre kendime verebileceğim bir şey kalmadı.

Evet hep yanlıştı seçimlerim .Bu sefer olsun diyerek kaç gece ağlayarak uyuduğumu ben bile unutmuşken yanlışların etrafımda olması üzücü .Ya da benim her zaman sepetten çürük elmayı seçme yeteneğim aşırı derecede fazla..

20 Haziran 2012 Çarşamba

Gelecekteki Sevgiliye Not

Saatlerce The Doors,Pink Floyd ,Jimi Hendrix konuşabileyim seninle. Dinleyemediğim şarkıları dinlet bana; beraber izleyelim çok isteyip de izleyemediğimiz ya da hayran kalıp 3. kez izleyeceğimiz filmleri Yanında sarhoş olabileyim o kafayı beraber yaşayalım. Hastayım ne kadar ömür biçtikleri belli değil 27 idi 42 oldu şimdi daha da az diyorlar. Duygu sömürüsü olarak algılama bunu sadece senden birkaç adım geri kalırsam bu yüzden eğer beklemeyeceksen yanında taşıdığın bir yük olarak görürsen beni hiç gelme hiç başlamasın o malum hikâye.

Şunu kabul et senden önce de bir hayatım vardı artılarım, eksilerim, tecrübelerim. Sana kendimi temiz sunamam olmadığım biri olarak gösteremem kendimi. Beni bir kalıba sokmaya çalışma anlamaya da çalışma bu halimi yorulursun. Eğer beni seveceksen olduğum çevrede sev beni. Aptal saptal hayaller kurmama neden olma gitme ihtimalin yüksek biliyorum .Babam bile gitmişken senin kalacağını umut etmek zor

Bak ben mükemmel biri değilim güzel hiç değilim eğer içinde benim ile ilgili bir kuşku varsa köprüden önceki son çıkışı öneririm.Sana kendi sorumluluğumu yükleyemem bu büyük bir haksızlık olur .Zaten yapmak istediğim şey bu değil sadece sevgindir istediğim cüzdanındaki banknotlar değil .Asla pahalı hediyeler istemedim ben ya da lüks lokantalarda yenilen yemekler ,Fransız şarapları ve ya paranın satın alabileceği bir romantizm . Aşk zaten yeri geldiğinde bir bütünü bölüşmek değil midir ?Sadece o yanında diye mutlu olmak ..

Sevgi seks değildir bunu kabul et. Sadece küçük bir öpücükle bile yetinebilmelisin yeri geldiğinde. Sana aidim aksini iddia etmedim hiçbir zaman. Huzurlu bir şekilde dizine başımı dayayabilmeliyim ilerisini düşünmeden. Kokunla uyuyabilmeliyim geceleri... Her dakika yanımda olman gerekmez senin de bir dünyan var, işlerin arkadaşların ailen en önemlisi kendin. Kafanı dinlemek en büyük hakkındır. İkimizin de bizden bağımsız bir hayatı var. Bunun ayrımındayım korkma

Sadece sev beni isterim .Benim yanımdayken huzurlu ol sana onu sağlayabileyim..Eğer sen de istersen sadece senin yanında "ben" olabileyim...

17 Haziran 2012 Pazar

Babalar Günü

Babalar günü..Günümüzde ticari bir amaç gütse de yine de önemli bir gün... Koskoca bir boşluğun yıl dönümü... Çünkü ben babasız büyüdüm diyebilirim .Babam dayımdı, annemdi, ailenin tüm erkekleriydi, arkadaşlarımdı , sevgililerimdir, aslında babam hiç kimseydi..

Eksikliği ne yalan söyleyeyim büyük bende. Belki de sevgi açlığım bundan ileri gelmekte .Bilemiyorum. Bildiğim tek şey babamın yaşasa da benim için babalık vasfını çoktan yitirmiş olduğudur. Evet ağır bir şey bu biliyorum ama öyle.

Açık konuşalım özellikle şuan Polyannacılık oynamak istemiyorum.Evet güçlü bir kadınım gerçekleri biliyorum . Ama  bazen insan o lanet olası gerçeği inkar etmek ister. Kaderini değiştirmek .Zamanı geriye sarmak ..Ne yazık ki yapamaz .Çok geç anlar bir şeyleri içinde koskoca bir boşlukla yaşar..Zamanla boğazında kocaman bir yumruya dönüşür istekleri..

Aile hayatına hasret kaldım desem yalan söylemiş olmam.Beni annem büyüttü aile içinde büyüyüp gittim ben.Kavga ederken bile dayımı öne sürdüm onun  gövdesi arkasına sindim. Dayım bir kahramandı. Süpermendi hatta ;onun omzundan dünyayı selamlardım  güneşle arkadaş olurdum..Babamsa...Babam ödlek ,yaşamak ve bir yerlere gelmek için başkalarının kuklası olmayı kabul etmiş biriydi.. Çekip gitti ben küçükken. Sonra da arsızca geri geldi. Ailesiyle hayatımda peydah oldu..

Aslında mesele benim hayatım değil. Baba nedir ? Üstlendiği asıl rol nedir ? Bunları merak ediyorum.Gerçekten canını sunabilecek kadar fedakar mıdır ? Yoksa oturup köşesinde izler mi acı çekmenizi ? Bilemiyorum . Bildiğim tek şey evladı için canını sunan babalar olduğu gibi çocuğunun canına ,namusuna göz diken ona tecavüz edip ondan çocuk peydahlayan ,fiziksel ve psikolojik şiddet uygulayan adam müsvetteleri de var. 

Yine de kötü şeyleri görmemek gerek en azından bir süre için..Sadece hak edenlerin babalar gününü kutlayıp gitmek gerek .İyi geceler efendim..


6 Haziran 2012 Çarşamba


Ne kadar inkar etse de insan hata olarak değerlendirdiği şeylerin çoğunu boşluk hissiyle yapar...Yeri doldurulamayacak bir boşluk..Çoğu zaman o boşluk bir aileye delalet eder çoğu zaman da insanın kendisine..Fakat bunu anlayabilen azdır..Sığınılabilecek bir liman istenir çoğu zaman ..Omzunda ağlanılabilecek zor zamanda arkasında görebileceği onu koruyabilecek biri...

Bunun için evlenilir bile ...Ama zaman içinde anlar insan yanlış yolda olduğunu ...Fakat artık geç kalınmıştır..

  Annem ,en yakın arkadaşım kısacası tanıdığım bütün kadınların ortak derdi bu sanırım..Tabi benim de öyle.Yanlış seçimlerin cezasını ödedik çoğu zaman...Suç sadece bizde miydi ?Bilemiyorum..Hırsızın hiç mi suçu yok diyesi geliyor insanın ..Cemal Süreya "Kimseyi suçlama ,Suçlanacak biri varsa o da sensin .Sonuçta o sana küçük bir umut verdi  sense her şeyini verdin" demiş. Doğruluğu ne kadar tartışılır olsa da haklılık payı var.

Her zaman gereğinden fazla fedakar davrandım.En değmeyecek insanlara bile hem de..Ama artık bir şeyler sıfırlanmalı..Merkeze kendimi koyarak hareket etmeliyim.Neyim ben ? Önce bunun cevabını kendi içimde bulmam gerek..

4 Haziran 2012 Pazartesi


Bazı şarkılar vardır.İlk ne zaman dinlediğini istesen de hatırlayamazsın tam olarak ama arkadan bir gölge gibi takip eder seni sigara dumanı gibi hayatının tüm duvarlarına siner .. Söküp atamazsın bir türlü olur olmadık yerlerde kulağına çalınır..Hatta rüyalarında bile o vardır. Gülünecek bir şey sanırım bu ama onu sanırım ilk kez rüyamda duydum..Yani Creep 'i ... O benim kutsal şarkım aslında ..Kendime güvensizliğimin bıkmışlığımın simgesi.

Seçimlerimin hepsi yanlıştı diyemem ama hiçbir zaman sevdiği, uğruna her şeyimi feda edebilecek kadar hayatıma yerleştirdiğim insanların kanatlarımı kırıp çekip gitmesi yüzündendir belki kendime olan güvensizliğim..Okunmayacağını bile bile yazıyorum,dinlenmeyeceğini bile bile şarkılar söylüyorum, gözyaşlarım silinmeyeceğini orada yalnız başına kuruyup gideceği içimin daha fazla ezileceğini bile bile akıyor..Yine de ne var biliyor musun beni istemeyen insanların hayatları yolunda gitmedi.Hayır hayır beddua etmedim .Ciddiyim . Beceremem tutmaz benim beddualarım da dualarım da..

Aslına bakarsan bir tane daha kutsal şarkı var : Black " Neden ben değil de o ? " Emin ol bunu hep sormak istedim . Neden beni sevemedin ? Neden yanımda duramadın seni sevdiğimi bile bile ? Neden ? Bilirim hayat bu kadar basit değil.Bilirim bunlar asla cevaplanamayacak .Oysa ben hep çok seven taraf olmuştum.Belki bir anlıktı sevgilerim .Suya yazılan yazıdan ibaretti belki de .Ama çok sevdim işte.Öyle ki her şeyi tükettim .Her aşkta tekrar doldum . Sıfırı tükettim sonra tekrar çoğaldım .O kadar eksildim ki kendime az kaldım bir süre sonra ...

Cevapsız sorular zamanla büyüyerek nefes almanı engelliyor .. Geçmişe duyduğum özlem o kadar büyüdü ki ben bile küçüldüm onun yanında. Özlediğim insanlar değil bizzat benim..Kendimi özledim .. Parçalarımı .O kadar dağıldım ki bir türkü toparlanıp tekrar bir bütün olamadım .Hep bir eksiktim bu yüzden çantamda biraz hüzün taşırdım her gittiğim yere. Hüznümle yamadım kendimi . Gözyaşlarım can suyum oldu çoğu zaman . Gözyaşlarımla büyüdüm ,çoğaldım ve sonunda eksildim.
Bir kısır döngü bu aslında. Koşu bandı misali ne kadar koşarsam koşayım yine başlangıç yerindeyim..Pes etmek mi gerek yoksa inadına yürümek mi ? Yok yok pes etmemeli .Direnmeli sonuna dek . Uçurumun kenarında düşmeden durabilmeli en azından.. İki kutsal şarkıyı da paylaşıp gitmeli yoksa çıkamayacağım işin içinden...

3 Haziran 2012 Pazar

Eski yazılar 1

                                                                                                                        7 Mayıs 2011

Yine Sen Her Yerde Sen   
             
Seni düşünüyorum yine .Gözlerini umursamazlığını .Rüzgarın saçlarını okşayışını . İmkansızlığını.Nereye baksam sen varsın Bir o kadar ulaşılmaz bir o kadar bana yakın.Her sabah uzaktan izliyorum seni.Sesin huzur veren bir şarkı gibi.   Sahi sesini yakından duymak kısmet olmadı ki.

"Kısmet" Bu sözcük hep itici gelmiştir bana.Kadere inanmam.İnandığım tek şey var :Ne istersen tersi olur.Ölümü istersin çabalarsın Ama olmaz sakat bile olsa yaşarsın.Yaşamak istersin ;bu sefer hayatının baharında daha çok varken ölüme gidersin.Bir el gelir seni çeker alır hayattan.Tutunamazsın.

Bense...Bense seni istiyorum...Yo hayır yanlış anlama ben beden avcısı değilim .Sadece ruhun ve bakmaya kıyamadığım yüzün ;göz göze gelirsem ruhumun sana doğru koşacağını bildiğim gözlerin.Uzaktan izlemek nasıldır bilirsin .Söylenecek çok söz vardır aslında içinde .Ama kahrolası o sözler kol kola girip çıkamaz ağzından.Utanır sıkılır düşer bir kenara usulca .Çünkü o sözler senin derinliklerine ulaşmadan havada asılı kalır.Bu yüzden korkarım konuşmaya.

Sahi sen hiç  sana asla dönüp bakmayacağını bildiğin birine aşık oldun mu. Adını bile duyunca yüzünde gizlemeye çalıştığın bir gülümseme oluştu mu? Her geçeni ona  benzetip sonra o olmadığını anlayınca için kanadı mı?

Söylemek istediğim şeyler var sana ...Zamanı var diyemiyorum Çünkü zaman hain ,zaman acımasız ve zaman sen karşımdayken  beni senden kıskanıp seni alıp götüren bir sevgili...Ve sen  her zaman uzaktan bakıp sigaram gibi gözlerini içime çektiğim yüzünü beynime kazıdığım sen... 

20 Mayıs 2012 Pazar


  
Neleri geride bıraktık şu ana kadar? Kaç kalbi fethettik ya da kırdık? Kaç insanın korkmadan gözlerine bakabildik ? Kaç insana aşık olduğumuzu sandık ? Kaç kişiyle yüreğimizden  gelerek doyasıya güldük ? Kaç kişiyi hatırladık ? Kaç kişiyi unutabildik ? Şimdi durduğumuz yerden arkamıza baktığımızda kaç kişiyi sevgiyle anımsıyoruz ? " Bu satırlar bir şeyleri sorgulamamı sağladı.Sahi kaç kişiyi iyi olarak hatırlıyorum ? İz bırakanlar unutulmazmış ...Sahi kaç kişi iyi intiba bıraktı bende..


Hayatıma bir sürü kişiyi sokmayı sevmedim hiç..Sevmediğim şey ne yazık ki başıma geldi..Bu son olsun dediğimde oysa ki oyun daha yeni başlamıştı.Seyrettim insanları ..Hırsları uğruna oynadıkları küçük oyunları.Bir şizofren edasıyla sanrıyla gerçeği karıştırmalarını...Sanırım ben de onlardan biriyim çoğu zaman ..Hayal ile gerçeği ayırt edemiyorum ...Bir hayale aşığım aslında..Sadece rüyalarımda görebildiğim o adama..Onu asla bulamasam da suretlerini gördüm dünyada..Hep onları izledim..Dokunmak istedim yüzlerine ..Ellerim yandı önce sonra da bana ait olan her şey..Kendi yarattığım ateşte kavruldum..Tıpkı bir zümrüd-ü anka gibi yeniden doğdum usulca..


Aynaya baktım  yara izlerimi gördüm;hala kanlar sürülen dokundukça canımı eskisinden daha çok acıtan yaralarımı...Soyunup aynadaki aksimi izledim...O ben değildim sanki olamazdım da..Zaman bu kadar zarar veremezdi bana ..Kendi kendime  bu kadar zarar vermiş olamazdım....Ne kadar inanmak istemesem de o bendim..İnsanları izlerken aslında kendisi onlardan daha fazla zarar gören ben..


Şimdi pusulası şaşmış bir gemi gibi açık denizde sürükleniyorum.Kara nerede belirsiz..Görmek bu kadar basitken kör adımlarıyla ilerliyorum .. Çözüm elimde iken onu öyle bir ele teslim ettim ki geri alamıyorum..Canımı daha çok yakıyor adımlarım ;duvarlara çarpa çarpa daha da çok yok oluyorum..Bu ben değilim..Olmamam..Olmamalıyım...


14 Mayıs 2012 Pazartesi

   
    Kimi neden özlediğimi bilmeden öyle içim acıyor ki..Rezil kokuşmuş bir boşluk bu beni yutan.Işık yok ,kör adımlarıyla ilerlemeye çalışıyorum .Öfkeliyim hem de çok. Kalbimi esir edebilecek kadar büyük bir öfke..Adresi belli olmayan bir paket gibi kalbimin tam ortasında oturmakta...Zayiatımız fazla yine ..Umutlarım ,bir sürü gözyaşı ,fedakarlık...Oysa sadece elini tutmak istemişken...
   
    Maymun iştahlıyım biliyorum.Ne acımın ne sevincimin arkasında durabildim..Gidenleri öylece izledim köşemden.Çabalamam bir işe yaramazdı çünkü..Aslında olan bambaşkaydı.Benim istediğim ne onlardı ne de bir başkası..Ben kafamdaki bir hayalete aşıktım..Rüyalarıma giren sesine ,gözlerine aşık olduğum ama asla bir vücut bularak hayatıma giremeyecek olan bir hayalet..
  
Tuhaftır parçaları hayatımın her bir yanına serpiştirildi..Tanıdığım her adamda onun izleri vardı..Belki de bu yüzden bu kadar yıprandım.Sadece onu sevmişken yerine kanlı canlı birini koymaya çalıştım.Olmadı..Eksiktim yarımdım. Kendi kendime sevdim; kendi kendi vazgeçtim rüyalarımdan..Sonuç hüsrandı belki ..Asla kazanı olmayan bir savaşta yenilmiştim ben..Düşmanım kendim idim ... İnsan kendisini nasıl alt eder ki ? Yel değirmenleri ile savaşan Don Quijote gibiyim fakat onun bir amacı varken ben boşlukta sallanıyorum...

30 Nisan 2012 Pazartesi

 Zamanın en iyi ilaç olduğunu söyleyen insan çoktur; hepimiz hayatımızda en az bir kez bu sözü duymuşuzdur.Aslında berbat bir teselli hatta direk baştan savmayı ifade eden bu sözü kabul etmiyorum ben.Hiçbir şey yok olmaz çünkü .Zaman sadece yaranın üzerini gizler bir kabuk gibi çevreler onu.Ama en küçük bir şey onun tekrar kanamasına neden olur...Bazen bir şarkı bazen ise tam her şeyi yoluna koydum derken karşılaşacağın bir sürü saçma sapan şey onu tekrar kanatır... Aslında o yaraların hep izi kalır ..Bir gün bir yerde patlamaya hazır pimi çekilmiş bir bomba gibi harekete geçeceği günü bekler....

18 Nisan 2012 Çarşamba

   Ahhh bazen aklımda bir sürü şey olsa da yazmaya üşeniyor insan.Birkaç gün sonra 21 yaşında olacakmışım . Pehhh.Mecburen yaşıyormuşum kimin umurunda ki. Aşık olduk bu kadar terane içerisinde.Avuç yalamam an meselesi derken beklenen çabucak gerçekleşti..Önceden küçük hedeflerim vardı ki hala da öyle .Yalnız büyüdükçe buna küçük oyunlar,küçük hesaplar eklendi.Gittikçe kirlendik .

 Ciddiyetle bir şeyler yazasım yok çünkü geri zekalı bir tıp öğrencisini izliyorum .AA tıp okuyor derlerdi önceden ama artık zeka seviyesi ilkokul öğrencisiyle eşit insanlarla doldu etraf.Konuşmaları hareketleri sinir ediyor beni ..  Nedense  etrafım bu insanlarla dolu...

14 Nisan 2012 Cumartesi

      Okumayacağını bildiğim birkaç satır daha yazasım geldi.Umutlarımı çöpe atmam gerekiyor sanırım yakınındayken bile beni göremeyecek kadar benden uzaksın çünkü..Elimden bir şey gelsin isterdim ya unutmak ya da konuşabilmek..Haberdar olsaydın ne yapardın merak ediyorum.Yanımda olur muydun yoksa gider miydin herkes gibi ? Durmayacağını düşünüyorum yanımda..Elimden tutmayacağını...Oysa uyuyuşunu seyrettim ben duvarların ardından olsa bile...Nefesini dinledim ..

Sana dokunamamanın o dayanılmaz acısı koynuma sızdı sinsi bir yılan gibi...Uyandım yeni bir sabaha kan ter içinde sen yerine o vardı yanımda.Gülümsüyordu çaresizliğime ..Yanımdaydın  ve sana dokunamadan gittin....İçimdeki pişmanlık büyük.Keşkeler uykularımı katlederken sensiz bir sabaha uyanmak istemiyorum...Yanımda kalsan .. Korkuyorum .Söyleyeceğim sadece iki kelime ..İki kelime sadece karanlığa ya da aydınlığa açılan bir kapının anahtarı...Hangisinin açılacağı sadece sana bağlı.
    Bunca zamandır neredeydin neden seni şimdi tanıdım?Evrenin kendine özgü bir zamanlaması olduğuna inanırdım hep."Gülümse ve bekle" Pasif bir anlayış değil mi benimkisi ? Ama hep olan oydu..Ben çabaladım elimden gelen her şeyi yaptım..Ama zamanı gelmedikçe hiçbir şey olmazmış.Evren zamana hükmedermiş sadece..İnsanlar da boyun eğerlermiş.Şimdi de öyle oluyor sanırım.Bize düşen sadece bize verilen senaryoya göre işimizi iyi bir şekilde yerine getirmek.
   

25 Mart 2012 Pazar

   Baya uzun süre olmuş yazmayalı . Kafamda dolananları bir sıraya sokmaya çalışıyorum yeniden.Sahi ben ne yaşadım ? Her gün geçmişi unutarak tekrar başlamak isterdim..50 First Dates filmindeki gibi..Normalde romantik komedi boş gelir bana hep.Bilirim gerçek hayat öyle değil .Seversin ve uzaktan seyredersin ulaşabileceğin en yakın mesafe karşı masadır çünkü.Yazılan bir kural var çünkü :Ambalaj önemlidir..
   
Düşüncen aslında ne olduğun önemli değildir o an.Yaftaların hazırdır .Hani ilkokuldaki fişler gibi."Işık ılık sütü iç" yoktur artık .Kökenin,dilin,dinin ,nasıl göründüğün neye ve kime inandığın vardır.Sen artık  bir insan değil sadece somut bir varlık olarak değerlendirilsin.Kürt ya da Türk , yobaz yada ateist.Ha bu arada arası yoktur hiç bir zaman .Seksenli yıllarda olduğu gibi ya sağcısın ya solcu .Ortada olman kabul edilmez .Üstüne üstlük ezik, bir taraf bile seçemeyen deryadaki balık misali alık muamelesi görürsün.Kişisel özelliklerin artık bir teferruattan ibarettir.
   
 Sen aslında sen olduğun için sevilmezsin .Hep bir neden vardır o sevginin altında çünkü ile kurulu binlerce cümle vardır"Seni seviyorum ama ..." kalıbı da her zaman hazırdır.Bahanelerimiz vardır arkasına her daim sığınmaya elverişli olan.En küçük bir olay yeter aslında kendi kabuğumuza sığınıp dışarı mayınlar gibi bahaneler döşeriz... Başını kuma gömen deve kuşlarından farkımız yoktur aslında.Baş sıkıştığında her daim yedekte bahanelerimiz vardır.
   
Aslında gerçekleri söylemek isteriz hatta avaz avaz haykırmak.Ama bir şey engel olur bize.Bu çoğu zaman gururdur çoğu zaman da alçakça bir korku..Oysa söylemekten bir şey çıkmaz.Bildiğimiz halde susarız;dilimizin ucundakini sanki sırmış gibi en derinlerde saklarız.Zaaf  görürüz onu .En zayıf noktamız.Aslında düşününce en zayıf noktamız henüz taşlaşmamış bir kalbe sahip olmamız.Çünkü kalbimizin içine güneş sızdığı sürece insanız..

24 Ocak 2012 Salı

  Uzun zaman oldu yazmayalı .Kelimeler birbirinden korkup kaçarken arkalarından bakmakla yetindim.Söylenecek söz çoktu .Ama yeri değildi hiçbir şeyin .Hiçbir sözcük yerini tutmayacaktı gidenlerin ya da yeni gelenlere kollarını açmayacaktı.

 Bu yüzden sustum.En iyisiydi belki sessizlik.Konuşursam kendi kendime yakalanırdım .Halime gülerdim:"Çocuk musun sen ? Neyin peşindesin ?" diye.Kararsızlığım bocalamam hala geçmişe duyduğum özlem.. İçimde bin bir keşke akıp giden zamanı izledim .Tıpkı  camına değen yağmuru izleyen yaşlı bir kadın gibi.
  
 Unumu eleyip eleğimi astım diye düşünüyorum açıkçası .Bunun için yaşınıza gerek yok .Deneyim denilen yıpratıcı bir hoca ile karşı karşıya kaldığınızda emin olun zaman içinde adınızı bile geride bırakıyorsunuz.Size yeni bir kimlik veriyor .Yeni kıyafetler yeni bir hayat...
    
Bunun geçmişinizden kopmamız anlamına geldiğini sanıyorsanız yanılıyorsunuz..Geçmişinizi mumla aratır deneyimleriniz.Özellikle çocukluğunuzu.Oyuncaklarımızı ararız o huzurlu günleri.Her şey çok uzaktır bizim için . Elde kalan birkaç fotoğraf ,bir çuval keşke ve ortasında kaybolmuş gitmiş yıllarınız...

5 Ocak 2012 Perşembe


Zamanı geriye sarmak istediğiniz oldu mu? Benimki de soru yani.Tabi ki de olmuştur. Yaptığınız kötü bir şey,ağzınızdan çıkan kırıcı herhangi bir söz ya da bambaşka bir şey..Geri dönüp her şeyi rayına koymak isteriz ya da o anda sabitlenmeyi yelkovan ile akrebe söz geçirebilmeyi isteriz.. Zaman hiç akmasın her şey o anki gibi kalsın ...
   
 Sanırım bu aralar en çok istediğim şey bu .Zamanı geriye sarabilmek.Bu satırların adandığı kişi durumu bilmese de onun yanında olmak çalan her şarkıdan,onun her bakışından anlam çıkarmak isterdim"Hayal meyal hatırlıyorum" demek isterdim aslında .Zihnimde ona ait her şeyin silikleşmesini,hayalinin evimi ,odamı kısacası dünyamı terk etmesini isterdim.
   
 Kokusu gelir zaman zaman burnuma.yine o garip rüyaya dalarım geceleri.Aynı şarkı çalar gölgesini görürüm uzaktan .Ama o farkında olmaz yine hiçbir şeyin .Ya da aptal ayağına yatar parmağında oynatır yine dünyayı..Dalga geçer kendince ya da gözlerime bakar uzun uzun saçımı okşar yanağıma dokunur ..Hayatına devam eder sonradan bıraktığı etkiden habersiz...
   
Her zaman çok saf olduğumu çok temiz kalpli olduğumu bu yüzden her zaman kullanıldığımı  söylerler. Kendimi hiçbir zaman iyi görmediğimden kulak asmam .Beni çok masum bir şey sanıyorlar oysa ben onların sandığı kadar masum değilim derim..Aldığım her darbede kendimi sorgularım .Kanayan yaralarıma yenilerini eklerim kendi elimle .

  Oysa bazen olaylar benim dışımda gelişiyor.Mesela onun gidişi..Sadece başından beri söylemem gereken şeyleri söylemiştim.Bir kez olsun haykırmak istemiştim gerçekleri.Kullanıldığımı ...Her zaman iltifat edemezdim ya da her zaman o yanımda olsun diye susmak.Bir yerden sonra insan kendi içindeki gerçeklere katlanamıyor..
  
 Ama yine de özlüyorum.En küçük şeyleri çilekli milkshake yapmasını makarnaları dağınıklığı sesini..İşte en kötü şey sesi..Biraz sussa düşünebileceğim.Bir sürü kötü şey bir sürü iyi şey offff... Artık unutmam geride bırakmam gerek...